Seyyidhan Kömürcü

 

 

(Türkiye)

  

 

feci

 

diyebilirim ki kırk yıl sürdü içim

kırk yıl sürdü içimi titreten zaman

bu muamma

başımı en feci yastığa koyup

yüzündeki tek tanrılı dinleri denedim

yüzündeki en unutkan yerleri

 

diyebilirim ki bilinmeyen dualar buldum

başka bitkiler

ıhlamur

susmak ve yutkunmak

 

geldiğimde tek tanrılı dinlerde yer yoktu

suratımı astım

kırk vakt’e  bakıp sana inandım

 

her duası feciyle biten bir ibadet çeşidi buldum

kırk yıl günde beş öğün yutkunmak

sefadan uzadı saç

cefadan uzadı tırnak

 

diyebilirim ki her duası feciyle biten bir ibadetti yaşamak

 

 

 

fena

 

aklının tam ortasına bir oğul düşünce babamın

dönüp dolaşan bir fenalık gibi söylenmiş göğe

beni suret et

oğul diye bir uçurum diliyorum kendime

 

annemin içine hüngür hüngür ağlayınca babam

alnında oğul terleri birikince

dünyaya bakma vaktim gelmiş

bir sesin bir yere bakması gibi fena

tuhaf  bulaşıcı ve yapışkan bakmışım dünyaya

 

akşamına razı evimizde başı dönen bir sözcük olmuş cüzam

önce bir doğum lekesi sanılmış bu bakma halim

günün öğünlerine çarpan bir sözcük

kalkıp kendi kendine gezen bir sözcük

cüzam ve fena

 

bu ağaçta bir yanlışlık buldum

bu ağaçta çok düzgün bir dağınıklık diye diye yürüdüğüm o bahçe

kırk yıl aynı yere bakmakla edindiğim bu veba

beni getirip getirip buraya bırakan bitkiler gibi

alnında bir yer var

kullanılmamış bir yalnızlık

sanki durmadan bir çiçeğin kenarını anlatıyor bana

avucumda nem yüzümde ateş

kalbimde unutmak kadar feci sözler

unutmak

kırk yıl aynı yere bakan da unutmamış ki diğer yeri

 

adının ibret sesi çarpınca kulaklarıma

kendi bahçesinde başı dönen bir çocukluk

altı yetim kardeş

altı fena söz gibi iniyorum taş çarşılara

aklım yokuş kalbimde nal sesleri

 

ey beni buraya getirip getirip bırakmış şeyler

ey aklımın tam ortasında yırtık o umman

işte kırk yıldır fenayım aslında

işte kırk yıldır kendimin kardeşi gibi buralarda

 

buralarda

 

 

 

sinem                                          

 

   refik için annesinin hatr’ına

 

yüzünün üzülmeye çalışmış yerlerinden bahsediliyor

güya gövdenin ve sesinin başına su gelmiş, inanmazdım

herkesle hançersin de kendinle adın çıkmış sanki

kalbini özenle kırmışsın bütün eşyanın, ummazdım

 

incirin öte hatrı suyun kuşkusuz fikriyle üzgünüm

dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış

bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık

dilemiştim ki yoktur aşk

bu mutlak hasar bu mükemmel hata

bu belki mümkün bir kusurdur sinemdeki

ama ödü varsa umru da var insanın ayarı gibi

anladım sanki, devlet neden şarap kullanmaz

neden en uzun suya en sessiz uzanır yüzün

neden en çok üzülmüş üzümün adı şaraba çıkar

 

sonra madem insan kal adında bir beladır

insan dalgın bir belgedir kendisiyle hayat arasında

neden eve dönmekten ibarettir hayat

neden bazen simsiyah bir doğruyla denilir

devletin ve Allah’ın en iyi fikridir kış

bütün evlerin en mükemmel hatasıdır baba

 

başka incirin yarasını başka incir de bilmez gibi

talandır bu herkesle herkes olmak

kopan umur, ufalan ödün adıyla

iki lekenin birbirine dağılmasına sadece aşk mı denir

diğer zeytinin diğer zeytine fethi gibi

dilerim herkesin vaktiyle adı sinem olan uzun bir yasa değer eli

sinem!

 

o kadar

o denli

 

 

 

umur                                           

 

                                                                  kır’kardeşim neslihan’a

 

beni içeride taş atmaya benzeten evlerde üç kusurlu fotoğrafım vardı

yani babamla annemin birbirine kırk yıl anlattığı üç masalım

işte bu yüzden sana her an bir gülü simsiyah verebilirdim

düşün

bir gülü simsiyah

bir gülü dilim dilim

 

aslında sana bir şey anlatacağım ve ödün kopacak

gittin

alnında kapkara bir işe başladım

çalışkan o acıyla çıktım karşıma

dedim ağrıma gidiyor dünyadan oluşmuş harfler

dedim bu yüzden yavaştır aklım

sakardır kalbim

öyle ki hayatı sevmek tehlikesi geçiriyorum bazen

 

aslında sana bir şey anlatacağım ve umrun kopacak

çalışkan o ağrıyla alnımda ölmüş kuşlar

artık her gece özenle bu iki çukuru örtemiyorum

artık bazı yerlere gözlerimi katlayıp gidiyorum

bazen olmak kötü meyveler düşürüyor kalbimden

öyle ki bir odunu sarsalar

onu da içiyorum bazen

 

güya sana bir şey anlatacaktım

simsiyah

dilim dilim

gittin

çalışkan bir acıyla kaldım yanımda

gittin

her gün bir bardak su döküyorum dünyaya

 

 

 

yas

 

seni kırk kez sordular

bilmiyorum dedim

biliyordum

 

sana kırk yerde yıkanmadım

kirli değilim dedim

kirliydim

 

kırk uykuyu uyumadım sana

siz uyuyun dedim

uyudular

 

sana çok

her şeye en az iki defa baktım

kesmedim kesilmesi gerekenleri

kırıldılar

 

kalbimin çeşitli peygamberleriyle

tutup saçlarına eyyub anlattım

dedim senin de saçların cumhuriyetin ilk günleri

 

boynun gene boynun ve yüzünün üzgün yerleri

çok baktım ama seyretmedim sonra hiçbir şeyi

 

çünkü anladım: kırkı çıkmak ne demek

ne demek ölünce hep yirmi bir gram eksilen insan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_______________________

 

Özgeçmiş

 

Seyyidhan Kömürcü

1978 Mardin, Derik doğumlu.

Gazi Üniversitesi Resim Bölümü mezunu.

Hasar Ayini isimli ilk şiir kitabı 2004 yılında Varlık Yayınları tarafından basıldı.

Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü, A.Zekai Özger Jüri Özel Ödülü, Nüzhet Erman Şiir Ödülü ve Homeros Şiir Ödülü’nü aldı.

Articles similaires

Tags

Partager